Bu ülkede kim ayrımcılığa uğruyor ki?

Biraz bu karşı çıkış üzerine yazmak istiyorum. En son Oktay Kaynarca ve Lale Mansur’un polemiğinde gündeme gelmişti bu konu. Ve zaman zaman kimi dost meclislerinde de karşıma çıkar. Aklıma tek tek verecek örnek bir türlü gelmez ve zihnimde çok kuvvetli bir biçimde yer etmiş olan birtakım fikirleri dahi onların hakkını vererek bir türlü savunamam. Öküzlüğümden veya başka bir deyişle yeterli sayıda kaynak okumamışlığımdandır herhalde bu. Bir de bu tip durumlarda yaşadığım duygu yoğunluklarından da olsa gerek bildiğim şeyleri de unutur ve kalıveririm.

Bu yazıyı bana şimdiye kadar şu tip sorular sorulmuş olduğu için yazıyorum:

Türkiye’de kim etnik kökeni nedeniyle şimdiye kadar bir ayrımcılığa uğramış? Bana bu konuda bir örnek verebilir misin? Turgut Özal Kürt değil miydi? Bu ülkede Kürtler zengin olamıyor mu? Bir gayri müslim bugün ne zaman durduk yerde bir aşağılama ile karşılaşıyor?

Bunu aslında Ahmet Hakan Coşkun son derece basit bir şekilde açıkladı. Bugün devletin onlara haydi giyin bakalım dediği Türk’lük elbisesini giymeyen hiçkimse hiçbir yere gelemedi bu ülkede. Kartsın kurtsun, iyisin kürtsün ama ben Kürt’üm demeyeceksin arkadaş. Kimlik olarak benim senin için uygun gördüğüm kimliği benimseyeceksin. Ondan sonra sen de yurdumdaki herkesin yararlanmakta olduğu tüm şark kurnazlıklarından yararlanma hakkına sahip olup istediğin yerlere gelebilirsin. Yani dostum, sen benim ülkemde yaşıyorsun ve ancak benim kökenimi haykırabilirsin. Benim Türk’üm diye bağırdığım gibi sen Kürt’üm, Ermeniyim diye bırak haykırmayı mırıldanamazsın bile. Ben seni yok sayarak sana and da içirir ve yine seni yok sayarak kurduğum ülke için seçtiğim İstiklal Marşı’nı bağırta bağırta sana söyletirim. Benimsersen zengin olabilirsin ama benimsemezsen ipin ucunda diğer kırmançi arkadaşların gibi hapishanelerde bayat bok yemek de var ona göre…

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesinde yer alan ulus-devlet yönetim anlayışı her ne kadar rahatsızlığı duyulmakta olan ayrımcılıkların kağıt üzerindeki kanıtı olsa da, ille de örnek isteyenler hatırlayabilirler mesela 1999 yılında Ahmet Kaya’nın Magazin Gazetecileri Derneğinde ödül alırken yaşadıklarını. Hemen “O kadar tartışılan bir isim olduğu halde ödül alabilmiş işte” demeyelim. Lütfen. Bakın ne oldu hatırlayalım. Ne demişti Ahmet Kaya o akşam?

“Ben bu ödülü yalnızca kendi adıma değil, aynı zamanda insan hakları derneği, cumartesi anneleri, magazine emek veren bütün insanlar ve “Türkiye” halkı adına alıyorum. Bir de şunu söyleyeyim.. Bu misyonu sana kim yükledi diye sormasınlar.. Bu misyonu bana tarih yükledi.. Bir de birşey daha söyleyeceğim.. Önümüzdeki kasette Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum. Bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu da biliyorum. Yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum. Teşekkür ederim.”

Bu konuşmanın arkasından hafiften yükselmeye başlamış yuh sesleriyle sahneden inerek “Kafama sıkar giderim” isimli şarkısını söylemeye başlıyor Ahmet Kaya.. Şarkı bittikten sonra yerine geçiyor ve masaya doğru hızla gelen insanlar kimi başka insanlar tarafından engellenmeye çalışılıyor. Tam o sırada Ahmet Kaya kendisine uzatılan mikrofona şunları söylüyor: “Yıllarca şunu söyledim. Türk ve Kürt halkları kardeştir ve bu böyle kalacaktır. Yıllardır Türkiye’nin bölümnez bütünlüğünü ve bölünmemesi gerektiğini de savunuyorum. 1000 yıl da geçse yine bölünme olmaması gerektiğini savundum. Ama Kürt realitesini sahiplenmek ve kabul etmek zorundadır bu ülke bunu söylüyorum bu kadar..”

Ve sonrasında Serdar Ortaç’ın söylediği bir başka milli ayıp olan 10.yıl marşı eşliğinde binadan apar topar kaçırılıp linçten kurtarılan bir Ahmet Kaya. Ve bu olaydan sonra Paris’e yerleşmek zorunda kalarak bunun 1.5 sene sonrasında eşinin tabiriyle “ülkesini duyduğu özlem nedeniyle” çok erken kaybettiğimiz Ahmet Kaya.

O geceyi izlemek için linke mutlaka tıklayıp bir görün lütfen olanları: Ahmet Kaya – Magazin Gazetecileri Derneği Ödül Töreni 1999

Peki o yıllarda siz nasıldınız? Ahmet Kaya bu konuşmayı yaptığında onu provokatör olarak mı görmüştünüz mesela? Belki bu düşünceler sizi o kadar rahatsız etmemişti ama bunların söyleneceği yer orası değildi (tıpkı devlete meydan okunacak yerin de her nasılsa meclis olmadığını düşündüğünüz gibi) belkide di mi? Politically wrong mu yapmıştı o zaman Ahmet Kaya? Ok olabilir.

Fakat ben artık bu ve benzer örnekleri gördükçe devletimin bana politically correct olarak öğretmek istediği herşeye şüpheyle bakmaktayım. Bu devlet, burada şu şöyle olmuştur, burada şu doğrudur dedikçe bunun içinde mutlaka birilerine insani açıdan bir haksızlık yapılmış olabileceği aklıma geliveriyor. Ve bu politik olarak doğru ama insani açıdan ahlaksızlık mertebesine kadar düşmüş olan bu haksızlıkların benim devletimin/ülkemin çıkarını koruyor olmaları beni zerre ilgilendirmiyor. Tüm detaylarıyla hakim olmadığım birçok konuda bile o aynı ruh, bana aynı kötü nefes kokusuyla kendi doğrularını histerik bir 1923 sıkıcılığıyla söylemeye devam ediyor sanki. Ben artık o kötü nefes kokulu devletin yanında yer almamayı seçmiş bulunuyorum. Onunla uzlaşma falan gibi bir derdim de yok açıkçası. Miyadı dolmuş bir ürünün zamanla tedavülden kalkmasını bekliyorum diyebilirim.

Böyle bir devlet ve zihniyet yapısının varlıklarını sürdüyor olmalarını üzerinde yaşadığımız dünya için son derece vahim ve zararlı buluyorum. Bu nedenle şu anki Türkiye Cumhuriyeti devletinin politically correct olarak sunduğu bir şeyi dünya için politically wrong buluyorum. Gerek yoktur böyle bir devletin bekaasından falan bahsetmeye. Dilerim en kısa zamanda geldiğim coğrafyada bu tip yapıların bir norm değil ancak bir marj halini aldıkları ve sonrasında da yerlerini bambaşka marjlara bırakıyor oldukları görülür. Dilerim ülkemde doğacak çocuklar (kimilerinin aileleri aksini tercih ediyor olsa bile), yaşları ilerledikçe devletlerinin onları sürekli olarak kandırmaları sonucu dünyadaki “iyi insan” normlarından kopuk ve habersiz bir hale gelmezler veyahut bu hali kendi kendilerine ve kendi yalnızlıkları içinde aşmaya çalışmak zorunda kalmazlar. Dilerim devletim artık öğretmenlerine insani açıdan yerlerde sürünmekte olan şark kurnazı ahlak anlayışını (Mağarasına girdiler diye öldürdüğü karıncaları, “onlar da beni ısırdı ama” açıklamasıyla etrafa kaktırmaya/itelemeye/yutturmaya çalışan tek gözlü yeşil dev) hiçkimsenin farkında olmadığı bir şekilde onlara dayatmaz ve böylece Türkiye’deki tüm çocuklar evrensel ölçekteki insani değerlerin çatısı altında dünyadaki bu şansa sahip diğer çocuklarla beraber aynı anda büyürler.

Dilerim güç, irade, tanrı, allah, evren, madde veya adı herneyse tüm insanlığı ırkçılığın ve onun “hadi bak biz ırkçı değiliz ama vatanımızı seviyoruz” yutturmacalı versiyonu olan milliyetçiliğin tutucu ve yok sayıcı etkilerinden korur ve ulus bilincini mümkün olan en kısa zamanda “en fazla takım tutmak gibi birşey” olma haline indirger..

Vicdan ve insani doğruluk sizinle olsun…

This entry was posted in Siyaset and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Bu ülkede kim ayrımcılığa uğruyor ki?

  1. Tevfik REYHAN says:

    Berkaycım;
    Yazın çok güzel olmuş. Eline Sağlık.
    Zaten Türkiyede Lazım, Kürdüm, çerkezim yerine Türküm diyebilecek kaç kişi kaldı ki ???
    Yalnız bu alt kimlik olgusu bugüne kadar hiçbir etnik grupca,kürtlerinkinde olduğu kadar üst kimlik örtüsünü kaldıramamıştı.
    Bence diğer etnik gruplarca da hala böyle bir ihtiyaç söz konusu değil.
    Parayı bulan etnik grup veya kişinin alt kimlik zaten umurunda değil.
    Bence meselenin temeli Doğunun her bakımdan çok ihmal edilmişliğinden kaynaklanıyor.
    Orada Kürtler değil de Lazlar, Çerkesler vs yaşasaydı, İnan ki onlar da kendi Siyasi Alt Kimliklerine bürünürlerdi
    Ama bunca yıllık ihmalden Sosyal ve Siyasal Alt Kimlik oluşturmaktan başka yol gözükmüyor.

  2. SarpRock says:

    Dostun ulusalcısındansa, düşmanın anarşiğini tercih ederim. Özür dilerim. Ahmet Kaya ile ilgili yumuşak bile yazmışsın. Politically wrong falan değil bence söyledikleri. Adam yaşadıklarını ve hislerini söylemiş samimiyetle, güzel arzularını dile getirmiş, yeri ve zamanı mı olur bunun. Ayrıca bu üst kimlik terimi de zaten 3-5 senelik. Ondan öncesinde tek kimlik ve söylem vardı; “sen Türksün! sus dedim, Türksün, o kadar!”. Alt kimlik bile diyemezdin çok değil, bundan 10 sene evvel. Yavaş yavaş Berko, olacak bunlar, eşitlenecek kimlikler. Osmanlıca okuyabilseydik çoktan olurdu. Biz de diyebilirdik gönül rahatlığıyla, “Burası Türkiye, burada Türkler, Kürtler, Lazlar, Aleviler, Rumlar… ve diğerleri barış içinde yaşarlar” diye. Öyle ya da böyle dile gelecek bu kimlikler. Dileğim, savaşla değil barışla olmasıdır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>