Gezi Parkı’nda Kimlerle Yürüyorum Geceleyin

Şu Genç Siviller’in Gezi Parkı’na dair eleştirip durduğu Ulusalcılarla aynı yolda yürüme meselesi üzerine birkaç şey söylemek gerekiyor. Konu neden yürümekte olduğun yolda başka kimlerin de olduğuyla ilgili değil onu anlatmaya çalışacağım. Ama herşeyden önce birkaç disclaimer (feragatname) yazmak boynumun borcu. Böylece Ulusalcılara ve onların savunduğu düşüncelere nasıl baktığım en baştan açığa çıkmış olur ve buna rağmen neden Gezi Parkı eylemini hararetle desteklediğim konusunda meramımı daha iyi anlatmış olurum.

Feragatname

- Atatürk’ün özünde nasıl bir insan olduğu veya onun yaşamış olduğu çağın gerekleri beni zerrece ilgilendirmiyor. Ben kendisinin ırkçı, faşist ve diktatoryal bir Türkçü olduğunu düşünüyorum. Yeni nesillere ülkeyi “öyle veya böyle” kurtarmış olduğunun yanı sıra bu özelliklerini de anlatmamayı Tarih ilmine karşı yapılmakta olan bir ihanet olarak görmekteyim. Ondan sonra gelen kuşakların Atatürkçülük kavramını nasıl suistimal etmiş oldukları da beni hiç ilgilendirmiyor. Suistimal edilebilecek bir ideoloji icat etmeyiverseymiş o da madem.

- 10.yıl marşı bu ülkenin tüm Batı’lı eğitim almış nesillerinin üzerlerinde taşıdıkları bir utancıdır. Okullarımızda hala “Türküz bütün başlardan üstün olan başlarız” diye çığırtılabilmektedir bu marş. Böyle şeylerin çocuklara söyletilmesi ayıptır, adi propagandadır, çocuk istismarıdır.

- Ne zaman bir yerde hep bir ağızdan Gençliğe Hitabe okunacak olsa, oradaki herkesi damarlarındaki asil kanla baş başa bırakıp uzaklara doğru kaçasım gelir. Bunu yapmışlığım da vardır.

Konumuza dönelim.

Neden Gezi Parkı’nda Ulusalcı faşistlerin de olması herhangi bir demokratın bu eylemi desteklemesine engel değildir?

Cevabı gayet basit aslında. Gezi Parkı’nda “geçici” bir koalisyon kurulmuştur. Bu koalisyonun içinde iktidardan beklentileri ve talepleri birbirinden farklı olan onlarca siyasi söylem vardır. Örneğin hükümetin istifa etmesini bekleyenler vardır. Veya ordunun şimdiye kadar hapse atılamamış X-Men’lerinin sığındıkları yerlerden çıkıp gelip Atatürk Cumhuriyeti’ni süper güçleri eşliğinde kurtarmasını bekleyenler vardır. Efendime söyleyeyim, 28 Şubat’ta çalmış olduğu tencere tavalardan çok eğlenmiş olup yine aynı sesler eşliğinde ve benzer bir bilinçaltıyla bu tencere tavaları çalarak hükümete “ayağını denk al sonra fena olur ha” diyenler vardır. Ne bileyim, kendilerini gökyüzünden izleyen mavi gözlerin, bu eylemin etrafında gözle görülmez bir kalkan oluşturduğunu düşünenler vardır. Ha bi de son duyumlara göre orada sadece Atatürk’lü Türk bayrağı isteyen ve Hrant Dink vs isimlerinin Gezi Parkı’nda anılıyor olmasından rahatsız olan kararmış ruh Okan Bayülgen de orada olabilir.

Olsun varsın.

Kendi adıma konuşacak olursam benim Gezi Parkı eylemini destekliyor olma sebebim Gezi Parkı’nın olduğu gibi bırakılması ve planlanmış herşeyden vazgeçilmesi değil. Bence de Taksim’e birşeyler yapılması lazım çünkü şu anki hali gerçekten berbat. Trafiğe kapatılıp daha büyük bir meydan haline getirilmesi İstanbul’un başına gelebilecek en güzel şeylerden biri olabilir. Keza köhne AKM’nin yenilenmesi de öyle. Benim taleplerim doğrudan Başbakan’ın şahsını ilgilendiriyor ve bunların Gezi Parkı’ndaki insanların çoğunluğu tarafından da paylaşıldığına inanıyorum. Temel sorun, “yaşam tarzına müdahale” kavramının tanımında anlaşamıyor olmamız:

“Benim sağlığım, düşünme biçimim ve ahlak anlayışım konusunda bana akıl vermekten vazgeç. Eğer benim bu konuda bir yardım talebim olursa, sağolsun, devletin birçok sağlık kuruluşu veya psikolojik danışmanlık servisleri var. Gider konuşurum hepsiyle. Mesela benim sağlımı benden fazla düşünerek, sevdiğim dizilerin orijinal yapılmış hallerine RTÜK aracılığıyla müdahale ederek, bu dizilerdeki sigara görüntülerini kararttırma. Benim irademe güven. Ben o sigarayı orada gördüğüm halde yine ona karşı bir sigarayı bırakma savaşı başlatabilirim. Bu savaşta bana yardımcı olman için senden dizilerdeki sigara görüntülerini karartmanı istemiyorum. Bana en nihayetinde sigarayı bıraktıracak olan şey benim kendi irademdir. Bunun gücünü hafife alma, küçük görme.

Bu keza alkolde de böyle. Evet alkolü yasaklamıyorsun. Satışını düzenliyorsun. Destekliyorum! Ama mesela Behzat Ç’nin masasından o rakı kadehini alma lütfen. Çünkü o diziyi izlerken ben de onla karşılıklı bir tek atıyorum. Ve merak etme, içkiyi fazla kaçırdığım zaman zaten Allah ertesi gün benim bin türlü belamı veriyor. Bu yüzden de dikkat ediyorum alkol kullanımıma. Mesela ertesi gün işe gittiğimde toplantıda hiçbirşeyi anlamaz oluyorum ve bir dahaki sefer için bu olmasın diye uğraşıyorum. Böyle hayatcıklarımız var işte bizim Sayın Başbakan.

Sonra, basın toplantılarında sana adam gibi soru sorabilen tek gazetecinin neden Reuters muhabiri olabildiği sorusunu bir kendine sor. Kaç tane muhabirin sana soru sormadan önce aklında “şimdi Başbakan ters birşey söyler, işimi kaybederim” korkusunun olabileceğini bir aklına getir. Diyeceğim, medyayı tut çıkar şu düştüğü korku dehlizinin içinden.

(Polis şiddetiyle ilgili artık fazla söylencek birşey kalmadığı için burada birşey yazmıyorum)”

İşte bu yukarda yazdığım talepler Başbakan tarafından meşru talepler olarak görülene kadar ben şahsen Gezi Parkı eylemlerinin devam etmesini isterim. Çünkü bu taleplerin ancak yaşamakta olduğumuz ve benzeri sosyal patlamalarda güç sahipleri tarafından dikkate alınabilecek hale geldiklerini düşünüyorum. İşte bu yüzden olsun varsın Ulusalcılar da gelsin Gezi Parkı’na. Daha kalabalık görüneyim ben. Sen de gel Genç Sivil kardeş. İnan benim sana ihtiyacım var orada. Zaman, insanların kendi var oluş nedenleri olarak saydıkları/bildikleri ideolojilerle savaşma zamanı değil.

Biliyorum ki Gezi Parkı’nda eğer elimde “Hiçkimsenin Askeri Değiliz” pankartı taşıyarak “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” pankartı taşıyan gençlerin yanından geçsem aramızda Yüzüklerin Efendisi’ndeki “Elfler ve Cüceler” in arasındaki gerginliğe benzer bir negatif akım oluşacaktır. Ama Gezi Parkı itirazının içeriğinde bu husumet yok şu anda. Amaç geçmişte Kemalistleri ve bugün mevcut iktidarı hasta etmiş olan o bela yüzükten sonsuza kadar kurtulabilmek!

Ha diyeceksin ki peki orada 3000 kişilik bir grup 10.yıl Marşı’nı söylemeye veya Gençliğe Hitabeyi okumaya başlarsa ne yapacağız?

Onlara kendisi de Gezi Parkı’nda olan Hakan Vreskala’yla beraber “Dağılın Lan” diyebiliriz mesela. O kesmezse hep bir ağızdan Sevan Nişanyan’ın Gençliğe Hitabesini okuruz. Kime ne..

2013-06-09 at 15.23.39
2013-06-09 at 15.24.55
This entry was posted in Beni kategorize etme. Bookmark the permalink.